Posted in oyunlar | Yorum Yok »
Cumhuriyet mitinglerinde ismi ABDullah Gül şeklinde yazılarak karşı çıkan ulusalcılar bakalım bu açıklamadan sonra ne yapacak:
Bryza: Tartışmalı aday gerginliğe neden olur
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza, ‘Erdoğan uzlaşıcı bir aday göstereceğini ima etti. Eğer böyle bir aday gösterirse Türkiye’de siyasi gerilim olmaz’ dedi
TAKİ BERBERAKİS Atina
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza, Yunanistan’daki haftalık ekonomi gazetesi Ependitis’e verdiği demeçte, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile ilgili olarak, “Erdoğan tartışmalı bir ismi aday gösterirse gerilim oluşur, uzlaşıcı aday gösterirse gerilime neden olmaz” dedi.
Cumartesi günleri çıkan Yunan Ependitis gazetesinin dünkü sayısında, Bryza’nın, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili görüşleri, birinci sayfadan “Cumhurbaşkanlığı için Gül’e hayır diyoruz” ve iç sayfadan da “Erdoğan Gül’ü aday göstermemeli” manşetleriyle duyuruldu.
‘Hikmet Çetin olabilir’
Bryza, gazetenin Washington temsilcisinin, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili sorusuna şu yanıtı verdi:
“Türkiye’ye siyasi gerilimin cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle geri dönmesi, Türk siyasetine ve Başbakan Erdoğan’ın tartışmalı bir şahsı aday gösterme kararına bağlı. Erdoğan’ın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak, kendisi cumhurbaşkanlığına tartışmalı bir ismi aday göstermeyeceğini ima etti. Eğer uzlaşıcı bir şahsı önerirse, gerginliğe neden olmayacak. Tabii, eğer tartışmalı bir isim önerirse, o zaman geçen nisan ve mayıstaki gibi gerginlik görmemiz olası. Dediğim gibi, Erdoğan uzlaşıcı bir aday göstereceğini ima etti ve söylentilere göre bu eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin olabilir, birçok kişi de Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün olabileceğini söylüyor. Bu konu kelimenin tam anlamıyla Başbakan Erdoğan’ın elinde.”
‘PKK’yı yok etmeliyiz’
PKK konusundaki soruları da yanıtlayan Bryza, “PKK’yı yok etmeliyiz” diye konuştu. PKK’ya karşı ABD’nin operasyon yapmasına ilişkin bilgileri “doğrulayamayacağını”, ancak bu bilgilerin “sürpriz sayılamayacağını” belirten Bryza şöyle konuştu:
“PKK’nın terör örgütünden başka bir şey olduğunu ileri sürenlerin bilgi düzeyinin düşük olduğu aşikâr. Varlığını organize suça dayandıran acımasız bir terör örgütü söz konusu. PKK’yı yok etmeliyiz ve bunun doğru yolu, Türk ve Irak hükümetleriyle ortak operasyonlar planlamamızdır.”
Posted in Dış Bağlantıları | 7 Yorum »
ZAMAN gazetesi yazarı Tamer Korkmaz 2006 yılı itibariyleTürkiyede Milli bir politikanın belirlendiğini ve ABD yörüngesinden çıktığını iddia ediyor . Bu iddiayı araştıracağız.
İnşallah iddia doğrudur. Bizde hep karanlık demekten kurtuluruz..
Bu konu ile ilgili görüşlerini alıntılayacağız.
Önce Meşhur Kitabı :
Ankara Washington Hattı - Amerikan İktidarının Sonu
| 18 Temmuz 2007 |
Gazeteci-yazar Tamer Korkmaz, Timaş Yayınları’ndan bu hafta çıkan Ankara-Washington Hattı: Amerikan İktidarının Sonu isimli kitapta, Türkiye ile ABD arasında yaşanan iktidar mücadelesinin geldiği kritik noktayı gözler önüne seriyor. Ankara’daki ABD’nin, 1944 yılından 2006 tarihine kadar Türkiye’deki iktidar oyunlarının bir numaralı aktörü olduğunu iddia eden Tamer Korkmaz, kitabında çarpıcı bir tezi ortaya koyuyor: Türkiye, 15 Mayıs 2006′dan itibaren, ABD’nin egemenliğinden kurtulma ve tam bağımsız bir devlet olma yolunda çok ciddi bir adım attı.
http://kultur.sabah.com.tr/kit100-40110-20070718-401.html
Bu kitapla ilgili kendisi ile yapılan ropörtaj
İtirafname isimli yazısında ise Amerikan basınında önemli yer tutan İsrail lobisinin temsilcilerinini Türkiyeyi bombardıman etmelerinin nedenininde bu Amerikan yörüngesinden ayrılmanın itirafı olduğunu söylüyor.
Bir başka yazısında ise 2006 yılını uğurlarken “bu yılın Türkiyenin bağımsızlığını kazandığı yıl kabul edilmesi gerektiği”ni söylüyor
İranla yapılan enerji anlaşmasının Amerikan rağmına yapılmasının bağımsızlığın bir başka göstergesi olduğunu savunuyor
Türkiyede gizli iktidarın saltanatını kaybetmesi nedeniyle bu kadar hırçın olduğunu iddia eden bu yazısında ise ulusalcılık denen olayın asıl amacını anlatıyor
Posted in Derin Devlet, Güncel | Yorum Yok »
| ‘Mumcu ve Ağar oylamaya katılsın’Baykal ile Gül’ün 24 Nisan görüşmesinde inanılmaz bir diyalog yaşandı. Baykal ve kurmayları: “Mumcu ve Ağar’a söyleyin bizi de kendinizi de şu 367 meselesinden kurtarın.” |
| 07 Ağustos 2007 15:37 |
| Ekrem Dumanlı: Baykal ile Gül’ün 24 Nisan görüşmesinde inanılmaz bir diyalog yaşandı.Perde arkasındaki bir bilgiyi paylaşayım. İlk defa size açıklıyorum: Abdullah Bey, CHP’ye gittiği zaman Baykal ve kurmayları perde arkasında diyorlar ki, “ya çok iyi oldu, Mumcu ve Ağar’a söyleyin bizi de kendinizi de şu 367 meselesinden kurtarın.” Çünkü Abdullah Beyi beklemiyorlardı. Abdullah Gül kime düşmandır diye sorsanız, ben Türkiye’de hiçbir siyasi grubun, hiçbir STK’nın, hiçbir medya grubunun topyekûn Abdullah Gül’e düşman olabileceğini düşünmüyorum. Nitekim adaylığı açıklandıktan sonra borsa coştu. TÜSİAD açıklama yaptı. Sonra bir anda hava değişti.
CHP Gül’ü istedi ama… - Gül çekilir mi, bilmiyorum. Çünkü MHP’nin “Adayınız kim olursa olsun Meclis’e gireceğiz” açıklaması bu tür bir manevrayı boşluğa düşürdü. Neden Gül’ün adaylığı bir krize dönüşmüştü. Şundan dolayı: Anavatan Partisi oylamaya girmeyince seçimler bir krize dönüşmüştü. Şimdi 70 milletvekiline sahip bir parti diyor ki, adayanız kim olursa olsun ben oylamaya katılacağım. Dolaysıyla AK Parti penceresinden bakarak bu duruma açıklık getirmek kolay değil. Evet, Başbakan ‘bir liste ile gider uzlaşma ararım’ dedi ancak bu denklemde o sözün anlamı şuydu: Ben Cumhurbaşkanlığı seçimini yeniden krize dönüştürmeyeceğim. MHP’nin tavrı AK Parti’yi bir yönüyle rahatlatırken diğer yönüyle de kilitledi. Şimdi bu noktadan sonra şayet Abdullah Gül adaylıktan çekilecekse, bu durduk yerde, bir çırpıda, bir sabah basın toplantısı düzenleyip “Ben çekildim” demekle olmaz.Gül’ün çekildiğini varsayarsak, bu, CHP’nin politikalarını doğrulatma sonucunu doğurmaz mı? - Bir kere CHP şuna karar vermeli. Bu gerilim politikası oy mu kazandırdı, yoksa kaybettirdi mi? Genel kanaat oy kaybettiği yönünde. Ya oy kazandıysa. Yani aslında CHP daha kötüyse. Belki de barajı aşamayacaktı. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna dönecek olursak, CHP’nin en büyük hatası şu oldu kanaatimce: Kardeşim sen başkasının adayını engelleme yerine kendi adayını koy. Öyle bir aday koy ki, AK Partililer de gidip o adama oy versin. Neticede bu oylama gizli oylama. Bu siyasette böyledir. Sen bir aday koy. AK Partililerin de sıcak bakacağı bir aday olabilir. İster CHP’nin içinden, ister dışardan bir CHP’li. Böyle bir yolu hiç denemediler. Bir kere CHP’nin ‘ben başarı elde ettim’ diyeceği hiçbir şey yok. Neden? CHP’nin bütün psikolojisi olmayın, oldurmayın. Deniz Bey, sözüm sözdür Tayip Erdoğan aday olmasın ben kendisine yardımcı olacağım dedi mi? Dedi. Nasıl yardımcı olacaksın? Baykal, bir televizyon programının arasında bana dedi ki, “Tayyip Bey aday olacak mı, sen ne düşünüyorsun?” Olmayacak dedim. Olmayacak ama çok baskı yapıyorsunuz, olursa sizinle inatlaşmaktan olacak, tahrik ediyorsunuz. Fıtık lafını kullandınız, bu söylenecek laf mı yani! Şimdi, tamam Tayyip Erdoğan şu sebepten veya bu sebepten aday olmadı. Abdullah Gül aday oldu. Gül’ün adaylığının açıklanmasından sonra üç dört gün, dikkat edin, Deniz Bey piyasada yoktu. Televizyonda da söyledim “Nerede, Deniz Bey nerede?” O arada ne oldu? Niye değişti? s-Nasıl, biraz daha açar mısınız? - Şimdi Türkiye’de bir alışkanlık var; siyasîleri askerin sopasıyla dövme alışkanlığı. Aslında burada askerin bir suçu varsa, askeri kışkırtanların yüz suçu vardır. Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede bir önceki Genelkurmay Başkanı’na, Hükümet’e yeterince sert davranmadığı için neler yapıldı, neler söylendi! Askerin gölgesine basmayan adamlar, Genelkurmay Başkanı’nın karşısında kılıç çektiler. Sen aşırı demokratsın, efendim sen aşırı liberalsin diye. Hatta bir gazeteci arkadaşımız bir brifingde kalktı, “Efendim, biz muhtıra gibi bir açıklama bekliyorduk, neden böyle sert açıklama yapmadınız” diye sordu. Genelkurmay Başkanı da, “Önemli olan masaya yumruk vurmak değildir, kafayla mantıkla davranmaktır” dedi, kalkıp bunu da eleştirdiler. Ya bir asker ne diyebilir, bir komutan ne diyebilir? Bizdeki gazeteci milleti; bunlar da bir millet biliyorsunuz, bazen de aşiret diyorum ben, medya aşireti ya da aşiret medyası, bunlar enteresan, istiyorlar ki kodum mu oturtsun. Bunu da bir medya meddahı söyledi; ‘koydu mu oturtan’. Şimdi bizim ilginç bir yapımız var. 1980 Darbesi, 60 Darbesi, 71 Muhtırası hep basının daveti ile olmuştur. Ama Kenan Evren’in bir sözü var. Diyor ki, bunlar bizi önce davet ederler, sonra dönerler bize vururlar, saldırırlar. Turgut Sunalap’ın söylediği de bunu doğruluyor aslında. Aslında diyor, ordular darbe yapmaz siviller yaptırır. Türkiye’deki faşizm aslında sivillerde var. İlginç bir iç güdü ile halkı dövdürme, halkın temsilcilerini dövdürme güdüsü, Türk basınında maalesef var. Sadece basında değil, iş dünyasında ve ülkedeki bazı güç odaklarında da var. Kapalı kapılar ardından, “Paşam iyi ki siz varsınız” denir. Şimdi bir gün herkes eteğindeki taşları döker, diyorum. Şimdi ben Türkiye’de askerleri çok zor durumda görüyorum. Orada da Genelkurmay Başkanı bir programa katılıyor, efendim ne düşünüyorsunuz? ”12 Nisan’da yaptığımız açıklamanın arkasındayız” şeklinde cevap veriyor. 12 Nisan’da söylenenler aslında çok makul şeyler. O kadar makul ki, Çölaşan kalkıp diyor ki, Erdoğan size de hocam diyor mu? Ne demek bu? Yani siz de mi Özkök Paşa gibi Erdoğan ile yakınsınız, demek istiyor. Yani böyle bir mantık olabilir mi? Genelkurmay Başkanı diyor ki, 12 Nisan’da söylediğimizin arkasındayız. Ama sağ olsun bazı goygoycu arkadaşlar, televizyona çıkıp, hararetle yok şunu demek istedi de, yok bunu demek istedi de… Ya ne demek istediyse dedi işte. Adeta davetiye gönderip tahrik edercesine medya mensuplarının bu işi kaşıması askerin değil, daha çok bizim medyanın eski alışkanlıklarıyla ilgili bir şey. Medya, iş dünyası ve diğer mahfiller neden askerî müdahaleyi bu kadar istiyor? Kendi kazanımlarını koruma mücadelesi var Türkiye’de. Anadolu’dan gelmiş olanları köylü görmek, aşağılamak ve bunların önünü kesmek isteyen bir zümre var. Bu her yerde var. Medyada da böyle. Şöyle diyelim. 20 yıl, 40 yıl geriye gidin, bir zengin adam portresi var. İşte özel okulda okumuş, en az bir-iki yabancı dil bilen, efendim, kırmızı şarabıyla caz konseriyle vs. bunu aşağılamıyorum, olabilir ama toplumsal değişim yeni bir iş adamı zümresini karşınıza çıkarıyor. Paris’e de gider ama Umre’ye de gider. Kamuya açık toplantılara gider fikirlerini beyan eder ama kalkıp Çırağan’daki bir toplantıya gider. Çırağan’a yakın bir camide Cuma namazı kılar. Bu kimlik yeni bir kimlik. Bu kimlik rahatsız ediyor onları. Medya dediğimiz küçük bir dünya. Herkes birbirini tanır. Okuduğu okuldan tanır. Bir dava arkadaşlığı vardır. Yeni insanlar çıkıyor, kim bunlar? Bunlardan tedirgin olan da olmayan da var. Anadolu’dan gelip medya, siyaset dünyasında yer almaya çalışan insanlar da var. Siz kimsiniz, nerden çıktınız diyen insanlar da öfkeye kapılıyor. Türkiye’nin bu öfkeden kurtulup yeniden hem kendini hem de karşısındakini tanıması gerekiyor. Bunu başarıyla yapanlar var. Bu yüzden AK Parti’nin başarısından ürkmeyen ama geçmişte solculuktan gelen aydınlar sosyal değişimi görüyorlar ve bu normal, olması gerekir diyorlar. 70 milyonluk Türkiye’de artık bazı zümrelerin plânlaması, siyaset mühendisliği, sosyal mühendisliğinin gitmesi mümkün değil deyip bunu normal karşılayan da var, aşırı tepki gösterenler de var. Ama Türkiye bunu bir şekilde önümüzdeki 10-15 yıl içinde aşacak diye düşünüyorum.s-Türkiye’de genel itibariyle iktidar sağ, ama medya hep sol zihniyetin elinde olmuş, bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Medya-siyaset ilişkisinde bir problem mi var? Medya nasıl davranmalı? s-İki yıldır çeteler ve bu çetelerle ilgili ilginç olaylar yaşadık. Çetelere karşı da medyanın böyle sert bir muhalefeti var mı? Çeteler bir dünyadan olunca, efendim Susurluk olayında olduğu gibi yakalıyorsun, sonradan başka çeteler çıkınca kulaklar tıkanıyor, gözler kapatılıyor. O zaman Erbakan Hoca’ya haksızlık yapılmış. Erbakan Hoca, bunlar fasa-fiso demişti. Demek ki bunların hepsi fasa-fiso. Ya da herkesin fasa-fisosu kendine göre değişiyor. Böyle bir şey olabilir mi ya! Bir tutarlılık yok. Çete 18′inci sayfalarda, 27′nci sayfalarda küçük bir yer ayrılarak geçiştiriliyor. Öyle çeteler çıktı ki, hala tutuklamalar devam ediyor ama tık yok. Sauna’da gözaltına alınan iki tane subay var. Özel Harp Dairesi’nde çalışıyor adamlar. Eryaman çetesinde muvazzaf askerler var, Şemdinli’de muaazaf askerler var. Bunun asker düşmanlığı şeklinde anlaşılması da doğru değil. Ama krokiler çıkıyor, Başbakan’ın evinin krokileri. C4, A4 bombaları. Daha geçenlerde İzmir’de cephane bulundu, bizden başka yazan olmadı. 6 bin 500 silah. Monte edilmemiş, monte edilecek Türkiye’de. Av diyor adam, ne avı? Profesyonel ordunun, askerin veya profesyonellerin kullanabileceği silahlar. Ulus’taki patlamanın 50 misli daha büyük bomba ele geçirildi.Bu çeteleri kuranların dertleri ne, kime karşı böyle bir yapılanmaya gidiyorlar ve amaçları ne? Çetelerle bazı STK’lar arasındaki ilişki de gün yüzüne çıktı, bu STK’ları Cumhuriyet mitinginde aldıkları aktif rolle de biliyoruz. Bu durumu nasıl değerlendirmek lazım? Çocukların da kimi mitinge katılıyor, kimi gezmeye, eğlenmeye gidiyor. İkna edilenler oluyor. Türkiye’de üniversitelerin ikna odaları ve ikna kabiliyetleri güçlüdür. Üçüncüsü ise emekli subay, subay yakınları vs… Bununla ilgili de geçenlerde gazetelerde bazı belgeler yayımlandı. Eğer gerçekten bu endişe Türkiye’nin endişesi olsaydı durum bambaşka olurdu. Bir sosyal ve siyasal mühendislikle karşı karşıyayız. Türkiye’de insanlar arasında bir uçurum meydana getirmek istiyorlar. Başörtülü ile başı açık, camiye giden ile gitmeyen, şunla bunu, bununla onu sürekli birbirine düşürecek bir uçurum politikasıydı bu. Ama Türk halkı bu tuzağa düşmedi. Mesela Cumhuriyet mitinglerine o gün bir tepki mitingi yapılsaydı, beşer beşer sayılan ve bu yüzden iki milyon diye ifade edilen mitinglerden beş misli insan toplanabilirdi.Toplumsal çözülmede de medyanın ciddi bir etkisi var. Nereye varacak bu işin sonu? Ve çözüm için ne yapılmalı? Kanunlar bile değişik Batı’da biliyor musunuz? Eğer tabloid gazeteyseniz kanun size karşı değişik işler, ciddi gazeteyseniz farklı işler. Türkiye’de yasal boşluk var. Bu nedenle de herkesin eli herkesin cebinde oluyor. Şöyle bir tanım yaptım: Hangi gazetenin manşeti logosundan büyükse o gazete sansasyonel bir gazetedir ve tabloittir. Logodan daha büyük puntolarla başlık atılır mı? Bir gün III. Dünya Savaşı çıksa savaş çıktı demek için elinde punton kalmayacak. Hal, vaziyet böyle. Halkı da eleştirmek lazım. Bir tepki koymuyor ortaya. Ama şikayet ediyor. Şikayet ediyor ama seyrediyor. Maalesef değişik baskıların neticesinde çok maskeli bir toplumuz. Öyle ki bunu bazen nezaket kurallarıyla izah ediyoruz, bu kez de dürüstlüğümüz kayboluyor. Mesela medyayı eleştiriyoruz, tahminleri yanlış çıktı diye. Tamam da tahmin edemediler de hangisinin tirajı düştü? Kardeşim beni analizlerinle yanlış yöne sevk ettin bırakıyorum seni diyen… 100 bin, 50 bin tiraj haybeden, bırakın 100 bin, 50 bini beş bin tiraj kaybeden gazete mi var? Hal böyle olunca demek ki maskeli balo içindeyiz. Reytinglerine bakılıyor. Bu eleştirilen programlar en fazla reytingi alıyor. Hem eleştirip hem seyrediyor. Bu da mümkün. Seyretmesi onayladığı anlamına da gelmiyor. Araştırmalara bakıldığında halkın yüzde 90′ı bu programlardan iğrenmiş durumda. Ama seyrediyor da. Burada bir çelişki var.Son olarak gündemde Anayasa değişikliği var, bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? |
Posted in Uncategorized | Yorum Yok »
İmaj zedeleyeyim derken… Gerçekten birileri, Ak Parti’nin güçlü bir biçimde sandıktan çıktığı seçimden sonra Türkiye’nin imajını zedelemek için devreye girmiş bulunuyor… Önceki gün, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde, Soner Çağaptay imzasıyla bir yazı yayımlandı. Yazar Washington Institute (WINEP) adlı kuruluşun Türkiye masası başında bir Türk. WINEP İsrail’in radikal Likud Partisi’ne yakın bir düşünce kuruluşu. Türkiye de ilgi alanında. Çağaptay’dan önceki Türkiye uzmanı ülkemizde bayağı tanınıyor: Alan Makovsky…Tüyleri diken diken eden bir makale bu… Seçimden yeni çıkmış bir ülkeden ve halkın yarısının oy verdiği bir partiden nasıl söz ediyor, okumalısınız… Her gün yüzlerce yazıya göz atıyorum, elma ile armudu bu denli kasıtlı birbirine karıştıran bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum.
Örnek vereyim.
Gerçekleri ters yüz etmeye kararlı yazar, Amerikan yönetiminin hoşuna gidebilecek bir konuyu bile çarpıtmayı göze alabilmiş. Irak ve Afganistan’a giden lojistik desteğin dörtte üçünün Türkiye üzerinden geçtiğini söylüyor; “Ee, ne var bunda?” diyecek Amerikalıları hemen uyararak: “AKP Washington’la iyi ilişkilerden yarar gördüğü halde, hükümet, bu ilişkiyi Türk halkına açıklamıyor…”
Türkiye’ye gelmiş ve 17 yaşında iki gençle konuşmuş yazar, gençler kendisine ABD’nin Irak’ta işlediği savaş suçlarından söz etmişler… “AKP’nin iddialarını bana aktardılar” diyor… Bana gelseydi, kendisine, Başbakan Tayip Erdoğan’ın, hem de seçim öncesinde, “1 Mart tezkeresi geçmeliydi” dediğini aktarır ve eklerdim: “17 yaşındaki iki Amerikalı’yla Irak’ı konuşsan, onlar sana ne anlatırdı? Amerikan askerleri Irak’ta işledikleri savaş suçlarından yargılanıp ceza yemiyorlar mı?”
Çağaptay’ın yazısında “Ak Parti Türkiye’nin İsrail’le iyi ilişkilerini berbat etti” iddiası da var. Savunma ihalelerine abone İsrail artık eskisi kadar para kazanamıyormuş Türkiye’den; “Gerçi savunma sanayinde daha az ihale açılıyor, ama…” deyip bunu da yazıyor İsrail’in Likud Partisi destekli WINEP uzmanı…
Sanki WINEP yönetimi, ‘Türkiye uzmanı’ sıfatını taşıyan maaşlı elemanına, “Seçim sonuçları ABD’de demokrasi ve liberalizm ile ilintilendirilip Ak Parti lehine yansıtılıyor; bunu tersine çevirecek bir yazı kaleme al” buyurmuş; adam her şeyi tersine çeviren bir yazıyla varlığını ispatlama çabasında. Bereket eş zamanlı olarak yüzlerce olumlu yazı çıkıyor da Amerikan basınında, bizdeki Fox-TV’nin de sahibi olan Murdoch’un gazetesinde çıkan bu ‘küfürname’ yalnızları oynamaya mahkûm…
“Seçimden sonra Türkiye’nin imajı zedelenecek” diyenlerin gösterebilecekleri ikinci örnek İsrail basınından… The Jerusalem Post gazetesi de WINEP çizgisinde yayınlar yapıyor. En şaşırtıcı olan ise, Barry Rubin’in tavrı… Geçen hafta Türkiye’deymiş Rubin, seçimi İstanbul’da izlemiş… Milliyet’ten Kadri Gürsel kendisiyle yapılmış “AKP’yle 20 yıl daha mümkün” başlıklı bir röportaj yayımladı gazetesinde. Milliyet’e söyledikleri ile Jerusalem Post’ta çıkan iddiaları arasında dağlar kadar fark var Rubin’in…
İsrail’de bir araştırma kurumunun yöneticisi Barry Rubin Ak Parti’den kuşku duyduğunu saklamasa da, Türkiye’de kendisini bulup söyleşen gazetecinin, “Yabancı basında AKP’nin tanımlanması hususunda bir kafa karışıklığının olduğunu görüyorum. Bazıları, İslami köklü, bazıları eski İslamcı, bazıları ılımlı İslamcı, bazıları da aşırı muhafazakâr diyor. Siz ne diyorsunuz?” sorusuna gayet mülâyim bir cevap veriyor: ” Ben ‘İslami yönelimli’ derdim. Bu yönde belirli bir duygu ve eğilimleri var, ama tam olarak da değil. Ya da ‘İslami kökenli’ derdim, arka planlarını anlatmak için; ama ‘İslamcı’ demezdim.”
Beyrut’ta İngilizce yayınlanan Daily Star gazetesinde de yazıları yayımlanıyor Rubin’in; oraya yazdığı son yazı da ‘mülâyim’ cinsten… Fakat Jerusalem Post yazısı Soner Çağaptay’ın karbon kopyası gibi… “Görüştüğüm her eğilimden Türk bana aynı kurbağa öyküsünü anlattı” diye giriyor yazısına ve “Kurbağayı haşlamak için kızgın suya batırmazsın, soğuk suya koyup ateşin derecesini yavaş yavaş artırırsın, tam alıştığını sanırken haşlanıp pişer…”
Konuya eğilmem seçim öncesinde işitip okuduğum “İmajınız zedelenir” tezi yüzünden ya, seçim sonrası okuduklarımdan hareketle geliştirdiğim kendi tezimi sizlerle paylaşmak isterim: Çağaptay ve Rubin gibilerin tersine çabaları, Türkiye’nin dünyadaki imajını artırır…
Posted in Dış Bağlantıları | 5 Yorum »
25 Temmuz 2007
![]()
Ümraniye’deki bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında yapılan incelemede Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Türkiye’yi karıştıracak üç önemli cinayetin suikast planları ortaya çıktı.
Kuvai Milliye’cilerin bilgisayarlarında başlatılan incelemelerde Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ya AKP’den her hangi bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Ermeni Patriği Mutafyan, Fener Patriği Bartholomeos ve işadamı İshak Alaton’un öldürülme planlarının yapıldığı similasyon planları ortaya çıktı.
İstanbul/Ümraniye’deki bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Kuva-i Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk’ün bilgisayarından Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Patriği Mutafyan ve İşadamı İshak Alaton’a yönelik suikast senaryolarına dair bir belgenin çıktığı öne sürüldü. Cinayet planlarının yapıldığı simulasyon belgesi nedeniyle Barholomeos, Mutafyan ve Alaton’un korunması için güvenlik önlemlerinin arttırılması istendi.
ŞOK SUİKAST SENARYOLARI BİLGİSAYARDA
Terör örgütü üyesi olmak” ve “askere itiatsizliğe tahrik” suçlarından tutuklanan Kuva-i Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk’ünolduğu iddia edilen ve derneğin genel merkezinde ele geçirilen bilgisayarda yapılan inceleme sonucu Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Patriği Mutafyan ve İşadamı İshak Alaton’a suikast gerçekleşeceğine ilişkin bir yazının ele geçirildiği öğrenildi.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE ÜLKEYİ KARIŞTIRACAKLARDI
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı’nın talimatı üzerine geçtiğimiz hafta Ankara, Konya, Bursa ve Balıkesir illerinde bulunan Kuva-i Milliye Dernekleri’ne baskınlar düzenlenmiş dernek başkanı Bekir Öztürk’ünde aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alınmıştı.Ankara ilinde bulunan derneğin genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayarın yapılan incelemesinde ortaya çıkan suikast planları incelemeye alındı. İddialara göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ya AKP’den bir kişinin Cumhurbaşkanı olması durumunda ki simülasyonlarda :1. Suikast olarak Fener Patriği Bartholomeos’un öldürülmesi; 2. Suikast olarak Ermeni Patriği Mutafyan’ın öldürülmesi, 3.suikast olarak da işadamı İshak Alaton’un öldürülmesi konularını içeren planlar olduğu iddia edildi.
GÜVENLİK BİRİMLERİ TEDBİRLERİ ARTIRDI
Bunun üzerine savcılık tarafın Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bir yazı gönderildiği ortaya çıktı. Yazıda, belgede yer alan Mutafyan Barholomeos ve Alaton’a yönelik güvenlik önlemlerinin arttırılmasının talep edildiği öğrenildi.
Gazeteport
Posted in ulusalcı çeteler | 3 Yorum »
“ İç ve dış mihraklar vatan, millet, bayrak gibi kutsal değerlerimizi kullanarak AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak istiyor. İç ve dış mihraklar kesinlikle birlikte hareket ediyor ve bu oluşumlara maddi kaynak yağıyor. Güvenlik güçlerinin başarılı baskınlarına destek olarak devlet tüm organlarını harekete geçirerek bu örgütlerin finans kaynaklarını bulmak zorundadır. Sözde sivil toplum örgütü olan bu oluşumların arka planını çözebilmemiz için para kaynağını bulursak bu iş kökünden hal olur”
Bülent Orakoğlunun bu değerlendirmesi gerçekten çok önemli. Eğer bu yapılanmanın finans kaynakları çözülürse bu yapının kime hizmet ettiğide anlaşılacaktır.
Bu konu ile bilgi ve belgeleri bulabildiğim kadarıyla buraya dercedeceğim..
bu konuda sizinde desteklerinize ihtiyacımız olduğunu söyleyerek şimdilik bildiklerimi yazayım.
ulusalcı dernekler malumdurki pek çok kol altında faaliyet gösteriyor.
Bunları kısaca tasnif edecek olursak;
1-Sivil toplum kuruluşu altında faailiyet gösterenleri var:
ilk aklımıza gelenleri
ÇYDD
ADD
cumhurbaşkanının yardım listesi
mitingleri nasıl finanse ettiler
2-Çete yapılanmaları var
derin devletin yeni finans yönetimi
kuvayı milliye dernekleri
vatansever güçler birliği
şehit cenazelerinde paralı provakasyon
şehit eşini bile dolandırdılar
3-Ulusalcı medya kuruluşları var.
kanaltürk:
ulusal kanal
yeniçağ gazetesi
tercüman gazetesi
cumhuriyet gazetesi
4-Ulusalcı parti ve teşkilatlar var
işçi partisi
ergonkonu perinçek revize etti
bağımsız türkiye partisi
5-Birde gizliden bunları destekleyenler var
işte bizm bulabildiğimiz kaynak haberleri
1-Değirmenin suyu nereden geliyor, nerede kullanılıyor?
Bir iddiaya göre, Başbakana bağlı olmayan Orta Asya’da Türk milliyetçiliğine derinden yardım eli uzatan örtülü bir ödenekten geliyor. Diğer gelir kalemi ise Peker grubu gibi derinlerle çalışan mafya çeteleri. Söylemleri masonluk ve ABD karşıtlığı olmasına rağmen Soros Vakfı tarafından finanse edildikleride ileri sürülüyor. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi (VKGBH), bir yıl içinde 1,5 trilyon lira harcayarak, ülke çapında 190 şube açtı ve 3 milyona yakın üye kaydetti. İlçeler hatta köylerde bile örgütlendi. Mesela Mersin’de 70 bin üye kaydedildi. Dergileri Türkeli, 250 bin basılıyor. Bir milyondan fazla tüzük teşkilatlara gönderilmiş durumda. Giriş aidatları 40 YTL, yıllık üyelik aidatı ise 100 YTL. Başkanları Taner Ünal, MHP’den dışlanan bir sözde ülkücü.
kaynak:faruk aslan-sonsaniye.net,4. soru değirmenin suyu
Posted in Finansörleri, ulusalcı dernekler | 5 Yorum »
‘Vatansever’ operasyonu tüyler ürpertici!
Yaptıkları provokasyolar, sivil ve askeri bağlantıları, planları,CD’leri ile “Vatansever Çete”nin derinliği insanı dehşete düşürüyor. Soruşturmayı yürütmek için Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nda özel ekip kuruldu. Operasyon kapsamında yaklaşık 100 bin sayfa doküman ele geçirildi.
İncelenmek üzere Cumhuriyet Savcılığı’na verilen dokümanlar için özel bir ekip kuruldu. Yoğun iş yükü içinde iddianamenin zamanında yetiştirilebilmesi için soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Şemsettin Özcan’a yardımcı olmak üzere Başsavcı Vekilliği tarafından iki savcı daha görevlendirildi. Özcan, Danıştay saldırısı davasının da soruşturmasını yürüten savcıydı.
DÖRT ÇUVAL EVRAK GELDİ
ANKARA Organize Polisi’nin yaklaşık 14 aydır gizlilik içinde yürüttüğü soruşturma, 14 farklı ilde sürdürüldü. Şüphelilerle ilgili olarak 40 ayrı suç dosyası hazırlandı. 15′i tutuklanan 21 zanlı için binlerce sayfa telefon dinleme tutanağı, ifadeler ve fezlekenin de bulunduğu yaklaşık 50 klasör evrak, dört çuval içinde Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildi.
ÜNAL’IN CD’LERİ 50 BİN SAYFA
OPERASYONA Ankara, İstanbul, Konya, Mersin ve Antalya illerinde geçtiğimiz hafta eş zamanlı şok baskınlarla nokta koyan polis, zanlıların ev ve işyerlerinden çok sayıda suç unsuru içeren doküman ve manyetik delile ol koydu. Derneğin başkanlığını yürüten Taner Ünal’ın evinde yaklaşık 700 adet CD ile konuşma tutanakları, kitap, dergi ve ajandalara el konuldu. Ünal’ın evinde ele geçirilen CD’lerin yaklaşık 50 bin sayfa doküman tutarında olabileceği belirtiliyor.
GENELKURMAY’A BELGE GİTTİ
SORUŞTURMA kapsamında adı geçen, gerek emekli gerekse halen görevde olan asker zanlılarla ilgili olan evraklar ise ayrı bir dosya halinde askeri savcılığa gönderilmek üzere tasnif ediliyor. Özellikle derneğin Genel Başkan Yardımcısı Salih Zeki Balaban ile Halit Bozdağ’ın askeri çevrelerle başta ihale paylaşımı olmak üzere kirli ilişkiler içinde oldukları belirtiliyor.
Neden vatansever çetesi?
Yağma, dolandırıcılık, zimmet, ihale takibi, tarihi eser kaçakçılığı gibi pek çok adi suçu işlemelerine rağmen Vatansever adıyla dernek kurup o dernek çatısı altında faaliyet gösterdikleri için.
Asıl amaçları ne?
Yapılan teknik takip sonucu çete üyelerinin yaptıkları provokasyonlarla ülkede huzur ve istikrarı bozup iktidarı devirmek olduğu ortaya çıktı.
Çetenin en önemli özelliği ne?
Çete üyelerinin ‘1 numara’ kod adlı emekli bir general tarafından yönlendirildiği iddia ediliyor.
‘1 numara’ kim?
Önce emekli Tümgeneral Veli Küçük olduğu iddia edildi. Daha sonra emekli Korgeneral Hasan Kundakçı ismi gündeme geldi. Son olarak da Başmüfettiş Halit Bozkurt ismi ortaya atıldı.
Kaç kişi tutuklandı?
Dernek başkanı ve üç başkan yardımcısıyla birlikte 15 kişi tutuklandı.
Star
Posted in ulusalcı dernekler | Yorum Yok »
