‘U.Mumcu, Apo’nun devlet içindeki ‘dış’ bağlantısını buldu ‘
|
|
Bülent Orakoğlu: Çoğu faili meçhulün ardında PKK’yla ilişki var. Uğur Mumcu ölümünden önce Öcalan’ın devlet içindeki bağlantılarını bulmuştu. Bu görevlilerin dış devletlerle ilişkisini saptamıştı. |
Ergenekon. Ergenekon, derin devlettir. Türkiye gerginlik yaşamasın diye biz bazı şeyleri dondurduk ama çok ileride açıklayacağız. Bakın… Türkiye’deki bütün faili meçhullerin arkasında Öcalan olayı vardır. PKK olayı vardır. Bunu hiç unutmayın.
Bütün faili meçhul cinayetleri PKK’mı işledi?
Hayır. Öyle değil. Mesela Uğur Mumcu PKK’dan dolayı öldürüldü. Uğur Mumcu cinayeti ben İstihbarat Daire Başkanı olduğumda aldığım ilk dosyadır. Bakın… Türkiye’nin Güneydoğu’da kendi politikası yoktur. Türkiye, dış güçlerin politikalarına uymaya zorlanıyor Bu politikaya aykırı hareket eden devlet görevlileri de ortadan kaldırılıyor. Uğur Mumcu bunu araştırıyordu ve bulmuştu. Türkiye’deki hainlerle dış güçlerin ilişkilerine ulaştı, bağlantıları buldu.
Uğur Mumcu’nun, Öcalan’ın MİT’le ilişkisine ulaştığı ve bu yüzden öldürüldüğü yazıldı. Anlattığınız bu mu?
Yok, anlattığım daha vahim şeyler… Şu anda ortam gergin. Bunları daha ileride konuşmak lazım. Türkiye’de PKK olayı derinden kanayan bir yaradır. Biz önemli bir dönemde istihbarat daire başkanlığı yaptık. ‘Abdullah Öcalan’la ilgili bir Meclis araştırma komisyonu kurulsun’ diyoruz. Niye kurmuyorlar? Nedir Öcalan’ın özelliği? Onu dünyada kim desteklemiş? Türkiye’de, Türk devletinin içinde kimler yetkilerini aşarak bunları desteklemiş? PKK propagandası yaptı diye bir sürü insanı, yazarı cezalandırıyorsunuz. Eeeee, siz devletin içinde yetkinizi aşarak görevinizi belki kötüye kullandınız. PKK’yla kimler, niçin irtibata geçti? Bunlar ortaya çıkarılamadı. Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin yarısının arkasında PKK’yla ilişkiler vardır.
Öldürülen kişiler PKK’yla ilişkileri bilen kişiler miydi?
Türkiye’ye dayatılan Güneydoğu politikalarına karşı çıkan kişilerdi bunlar. Eşref Bitlis gibi birçok komutan var böyle öldürülen bizim yakın tanıdığımız. Bunların hepsi ortaya çıkar. Komisyon kurulsun, her şeyi göze alarak çok ciddi suçlamalarımız olacak bizim. Uğur Mumcu, Öcalan’ın devletin içindeki bağlantılarını tespit etmişti. Devletin içindeki bazı hainlerin yabancı devletlerle ilişkilerini tespit etmişti o.
kaynak:radikal gazetesiyle yaptığı ropörtajdan
bu yazıyı bir inceleyin..
Türkiye korkunç günlerden, kanlı bir çatışmadan geçti. Binlerce çocuğumuz öldü. Ama kimse bu olayların nasıl başladığını, niye o kadar uzun sürdüğünü, sorunların kansız çözümlenme imkânlarının niye gündeme gelmediğini açıkça tartışamadı. O dönem kanlı olduğu kadar karanlık bir dönem olarak da kaldı. Geçenlerde anıları yayımlanan Abdülmelik Fırat, Avni Özgürel’in kendisine, ‘Abdullah Öcalan’ı MİT’le irtibatlı bir yerde gördüğünü’ söylediğini yazdı. Hürriyet gazetesi bu haberi büyüttü. Ama sonra, arkası gelmedi. Halbuki o kadar büyük acılara neden olmuş bir dönemin arka planı hakkında ipuçları verebilecek böyle bir iddiayı bu toplumun kurcalaması gerekiyordu. Gazete yazılarından ve televizyondaki programlarından, devletin yapısıyla ilgili detaylı bilgilere sahip olduğunu gördüğümüz araştırmacı yazar Avni Özgürel’le bu iddiasını, Öcalan-MİT ilişkisinin nedenlerini, Güneydoğu’daki savaştan kimlerin yararlandığını, bu savaşın niye o kadar uzun sürdüğünü, derin devletin
iç yapısını ve uzantılarını konuştuk. Özgürel, Uğur Mumcu’nun öldürülmeden
önce hangi derin devlet bağlantılarını açıklamaya hazırlandığını da anlattı
|
|
|
Gazeteci Avni Özgürel Aponun mit ajanı olduğunu iddia ediyor:
Radikal gaztesinden neşe düzel bunu üzerine kendisiyle bir ropörtaj yapıyor.
İşte o ropörtajdan bir bölüm:
Uğur Mumcu da cinayete kurban gitmeden önce, MİT-Öcalan ilişkisini açıklamaya hazırlanıyordu sanırım. Mumcu’nun elinde bu konuda geniş bilgi var mıydı sizce?
Uğur’la Ankara’da evlerimiz çok yakındı. Bekaa’dan döndükten sonra
Uğur’a gitmiştim. ‘Öcalan’ın MİT’le irtibatlı olabileceğini öteden beri yazıyorsun, bende de böyle bir bilgi var, bunu da bil’ dedim. Uğur’daki bilgi, Öcalan’ın iki bağlantısına ilişkindi. Biri Kesire’nin ailesiyle alakalıydı. Eski eşinin ailesinin MİT’le ilişkisini Öcalan da kabul etmişti. Diğeri, Öcalan’ı Ankara’dan Diyarbakır’a götüren pilot Necati’nin MİT ilişkisiydi. Ki bu ilişkiyi Öcalan da daha sonra açıkladı. Hatta Uğur’un öldürülmesinden sonra bir söyleşisinde Öcalan, MİT’in parasıyla devlet aleyhine bir eylem hazırlanmasını komik bulduğunu bile anlatmıştı.
‘Düşünün’ demişti, ‘Onların parasıyla, onlara karşı PKK hareketi… Adamların parasıyla, adamların elemanlarıyla yaptığım politikaya bakın…’
Peki Mumcu’nun öldürülmesi, bu ilişkiyi açıklamaya hazırlanmasıyla ilgili olabilir mi?
Hayır. Uğur’a yönelik suikastın arka planına, sadece Öcalan’ın MİT’le ilişkisi diye bakılmamalı. Bu öyle çok da delilleri bulunabilir bir şey değil çünkü. Bizim orada yapacağımız, o insanların kimlikleri, kişilikleri üzerine dikkat çekmekten ibarettir sadece. Uğur’un derin devletin öfkesini üzerine çekmesinin ve öldürülmesinin altında bence iki şey yatıyor. Ağca olayı ve Behçet Cantürk olayı. Uğur bu iki cinayetin arkasındaki devlet bağlantılarının farkına vardı. Gerçi ‘derin devlet’ denilen şey şimdilerde çözüldü ama, Uğur o dönemde derin devletin kodları üzerine kafa yormaya başlamıştı.
devamı linktedir
Sungurlu Kanal 38 Televizyonu’nda canlı yayında Deniz Çağan ve Mehmet Uğurlu’nun sorularını cevaplarken, konu teröre gelince ilginç açıklamalarda bulundu. Sungurlu, “Apo zaten mitin adamıydı. Yakalanıp Türkiye’ye getirildiğinde de hizmet etmeye devam edeceğim dediğinden belli değil mi? Mit ilk olarak yetiştirip kullandı, ancak daha sonra elden çıkınca terörist başı haline geldi. Apo yakalandığında ben keşke Türkiye’ye iade edilmese dedim. Türkiye’nin başına bela edildi” diye konuştu.
ANAP DYP birleşmesi ile de ilginç değerlendirmelerde bulunan Oltan Sungurlu, “Demirel hakem olsun iki partinin de kongre üyeleri ortak bir kongreye girsin ve tek bir parti haline gelsin. Ama ben inanıyorum ki, ANAP ve DYP’nin birleşmesinden iki parti daha çıkar” şeklinde konuştu.
http://www.kayserigundem.com/haber_detaylari.asp?id=333
Apo ortaya çıktığı günden itibaren MİT ile ilişkisi hakkında yazılı ve sözlü iddialara sık sık rastladık.
Bu söylentilerin ilk kaynakları PKK’nin hedef aldığı Kürt örgütlerin iddiaları, D. Perinçek’in Aydınlık Dergisi, Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası adlı kitabı ile M. Ali Birand’ın Apo ve PKK adlı kitabıdır.
Bütün bu yazılanlar, ileri sürülen iddialar bir yana ama pratikte ilk günlerde Apo’ya dolayısıyla PKK’ya göz yumulduğunu kimse inkar edemez.
Sıkı yönetimin ilan edildiği, her tarafta askerin nöbet tuttuğu bir ortamda PKK militanları, uzun namlulu silahlarla sokakların hakimiyetini ele geçirmiş, tek katlı evlerin çatısına kurdukları mevzilerle kurtarılmış bölgeler ilan etmiş, askerlerin gözü önünde işledikleri seri cinayetlerle Güneydoğuyu savaş alanına çevirmiş olduğu bir ortamda devlet yetkilileri olayları sadece seyrediyordu.
Bu gelişmeleri zamanın siyasilerine rapor eden MİT’in bir
yetkilisi: “Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler.” Şeklinde anlatıyor. (M.Ali Birand, Apo ve PKK, s.99)
Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki, devlet içinden birileri olayların devam etmesini istiyordu.
Sanıyorum bugünlere bu iddiaların tekrar gündeme gelmesinin altında
yatan bazı nedenler var:
Eve dönüş yasasıyla dağdaki militanların istenilen sayıda teslim
olmaması,
A. Öcalan ‘ın yakalanmasıyla örgütün çözülme sürecine gireceği
beklentilerinin boşa çıkması,
Devletin Kürtlere bazı kültürel hakları vererek PKK’nın etkisini
kırma istediği sayabiliriz.
PKK-MİT ilişkisi gündeme gelirken kimse MİT’teki bu ilişkiyi kuran
ve on binlerce insanın ölümüne neden olan MİT içindeki sorumluların
ve suçluların kim olduğunun araştırılması gerektiğini hiç gündeme
getirmedi/ getirmiyor ne hikmetse.
Eğer gerçekten böyle bir ilişki var ise – ki bu ilişki MİT’i
başarısızlığa uğratırken, PKK’yı da büyütmüştür- bu MİT için bir
skandaldır. Ve sorumlularının bulunup cezalandırılması gerekir.
Şayet böyle bir ilişki yok ise; bunu haber yapan basının yalan haber
nedeniyle cezalandırılması gerekir.
Geçmişte böyle bir ilişki kurulmuş olsa da MİT’in de Apo’nun da
ittifakla kabul ettiği, PKK’nın içinde Mit ajanlarının varlığı, söz
konusu olmuş olsa da bugün PKK MİT’in kontrolünden çıkmış,
ilişkilerini MİT’in dışında uluslararası gizli teşkilatlarla
sürdürmektedir.
Örgütün dağılmasını beklemek beyhudedir. Böyle bir beklenti içinde
olanlar hem kendilerini hem de Türk milletini kandırmaktadır.
O artık CIA, MOSSAD gibi örgütlerin elinde Türkiye’ye karşı
uluslararası bir pazarlık unsuru olmuştur.
Türkiye, yıllarca PKK’ya destek veren ülkeler olarak hep İran’ı,
Rusya’yı, Irak’ı Suriye’yi suçlayarak asıl destek veren ABD’yi göz
ardı etti. Oysa onun attığı her adımın CIA’nın kontrolünde olduğunu
gerek Apo’nun yakalanmasında, gerekse bugün Irak Kürdistan’ında
varlığını sürdürmesinde ABD’nin etkisini açıkça görüyoruz.
“Amerika gerçekçidir. Rusya’dan daha gerçekçidir. Kendi
politikasında da daha atılgan, daha dinamiktir. Amerika girişkendir.
Durumlara girebilir.” (M.Ali Birand, Apo ve PKK s. 186)
Apo’nun o dönemde ABD’ye yaptığı bu övgüler, ya ABD- PKK ilişkilerde
bir itiraftı, yada ilişki kurmak için ABD’ye attığı bir zarftı.
Neyse ki, CIA ile PKK ilişkileri bundan sonra basına delilleriyle
yansımış, Ecevit de bu ilişkiden haberdar olduğunu söylemişti.
Aslında Apo – MİT ilişkisini, A. Öcalan da inkar etmiyor. Ama onun
kendi açısından yaklaşımı MİT’i kullanmak niyetinde olması ve ancak
bu şekilde ayakta kalabileceğini düşünmesidir. Kendisinin ilk dava
arkadaşı olan nam-ı diğer meçhul Pilot Necati Kaya’yı MİT ajanı
olduğu için, öldürmek isteyen militanlarına engel olması da bu
nedenledir.
12 Eylül’den sonra Bakaa Vadisinde yeniden örgütlendiği sırada
toplam sayıları 100 kişiyi geçmeyen PKK’ın o zaman devlete karşı
giriştiği etkin eylemlerle; bugün sayıları 10 binlerce ifade edilen
militanlara ve sokaklara dökülebilen taraftarlara sahip olmasına
karşın sükute ermesine bir anlam vermek gerçekten zor.
PKK, bütün bunları yaparken ona bilerek ve kasıtlı olarak seyirci
kalınması onun kendini dev aynasında görmesine ve uluslararası bir
örgüt olmasına; ABD ve Avrupa’nın Türkiye’ye karşı bir koz olarak
kullanmasına kadar giden yolu açtı.
Anlaşılması daha da zor olan cephe ise; NATO’nun ikinci büyük
ordusuna sahip olmakla övünen T.C devletinin yıllarca sınır ötesi
harekatlarla Irak’ta PKK’yı kovalaması; bugün ise terörle mücadele
ortamının ve şartlarının oluşmasına ve Türk askeri Kuzey Irak’ta
olmasına ve “müttefiki”(!) ABD’nin Irak’ta rağmen kendi sorununu
aciz bir şekilde ABD’ye havale etmiş olması ve K.Irak’a müdahale
edememiş olmasıdır.
Öcalan’ın, ‘Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye’deki en
güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler’ (Düzel, Neşe, Radikal,
27.10.03) sözü bize hem PKK’yı hem de T.C devletini ve hükümetlerini
aşan bir savaşın sürdürülmek istendiğini ve zor da olsa biraz
anlaşılır kıldığını gösteriyor.
Bizim açımızdan anlaşılır olabilecek en açık izah: bugün
uluslararası çıkarlar bunu öngörüyor ve PKK’nın görevinin henüz
bitmediğini; Ortadoğu üzerinde oynanan oyunun gelecekte
taraflarından biri olarak, farklı bir isimle, Türkiye’nin karşısına
çıkarılacağıdır.
http://kursadberkkan.blogcu.com/361080/
PKK, MİT, Emniyet Üçgeninde Karışık İşler! Eymür Apo’nun Karısını Neden Kurtardı?
PKK lideri Öcalan’ın devletle ya da özel olarak MİT’le ilişkisi öteden beri konuşulur. PKK’nın devlet tarafından kontrol edildiğini kimi Kürt örgütleri de söyler durur. Bu iddiaların gerçekliği kanıtlanmış değil elbette, ama arada bir ortaya atılan bilgiler de kafa karıştırmıyor değil!
Tercümqan gazetesi yazarı Şamil Tayyar yine bu alanda yeni bir iddia ortaya atıyor.
Tayyar, babası MİT çalışanı olan Kesire Öcalan’ın Emniyet tarafından öldürülmesine MİT’in neden engel olduğunu soruyor!
Yine şifreli bilgiler, yine kodlamalar, yine iddialar…
Çöz çözebilirsen!
Tayyar’ın `Eymür Apo’nun karısını neden kurtardı?’ başlıklı yazısı şöyle:
BİR süredir Avrupa’da PKK ile mücadeleye ilişkin ilginç gelişmeler yaşanıyor. Önce Almanya İçişleri Bakanı Otto Schilly, PKK’nın yayın organı Özgür Politika Gazetesi, matbaası ve tüm web sitelerini kapattı.
Daha sonra, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Karma Komisyonu eş Başkanı Joost Lagendijk’den, DEHAP’lı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e yaptığı şu açıklama geldi: PKK, Avrupa’da destek bulamıyor. Kürtler demokrasi içinde yeni liderler çıkarmalı.
Ardından Fransız Le Monde Gazetesi’nin Türkiye Muhabiri Sophie Shibab’in Kuzey Irak’ta PKK kampındaki izlenimlerini okuduk. Shibab’e göre; PKK, Öcalan’ın derin devletle gizli bir anlaşma içerisinde olması ve mesajlarının filtre edilmesinden endişe duyuyor.
Shibab, yazısında, terör örgütü yöneticilerinden Murat Karayılan’ın şu sözlerine de yer verdi:
- ABD ve Avrupa, Apo’dan vazgeçmemizi istiyor.
Anlaşılıyor ki, ABD ve AB, terörist başını tasfiye ederek buldukları yeni bir liderle terör örgütünü sisteme entegre etmeyi planlıyor. Bu planın önemli bir parçası da Apo, derin devletin adamı senaryosu.
Merhum Uğur Mumcu da ölümünden kısa süre önce terörist başının MİT ile ilişkisini araştırıyordu. Buradaki tek bağlantı ise terörist başının eski eşi Kesire’nin babası Ali Yıldırım’ın MİT’te çalışıyor olmasıydı.
Teröristbaşı, eski eşi üzerinden MİT’le bağlantı kurdu mu bilemiyorum. Ama bildiğim ilginç bir öykü var, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürü. Korkut Eken, Ağar’ın danışmanı. Mehmet Eymür de MİT Kontr Terör Daire Başkanı. Emniyet, Kesire’nin öldürülmesi için hazırlık yapıyor.
Kesire’nin İsveç’te kaldığı adres, tüm koordinatlarıyla belirleniyor. Operasyon için bir tim kuruluyor. Operasyon hazırlığını duyan Eymür, hemen Ağar’ı arayarak müdahale ediyor: Ne yapıyorsunuz? Kesire, zaten Apo’nun da ölüm listesinde. Kesire’yi öldürürseniz Apo’ya iyilik yapmış olursunuz.
Eymür, sonunda Ağar’ı ikna etmeyi başarıyor, operasyon durduruluyor. Sakın kafanız karışmasın. Usanmadan şifreleri çözmeye devam…
http://www.8sutun.com/node/2514
Kayınpederi mit görevlisiydi, APO da kullanılmış olabilir
Uğur Mumcu eğer 24 Ocak 1993 günü öldürülmeseydi, üç gün sonra 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ile randevusu vardı. İki gün önce, Baki Tuğ”un Meclis”teki odasında bir araya gelmişlerdi ve Tuğ”a, “Abdullah Öcalan”ın MİT”le ilişkilerini ortaya çıkardım” demişti.
——————————————————————————–
Baki Tuğ o tarihte DYP Ankara Milletvekili ve Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı”ydı. Mumcu”ya, “Bana bir hafta zaman ver. Dosyalarıma bakıp sana cevap vereyim” dedi.
Abdullah Öcalan ve PKK”yı konu alan geniş bir kitap çalışması yapan Mumcu”nun Baki Tuğ”a başvurmasının sebebi açıktı. 1972″de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, fakültede bildiri dağıtmak ve dersleri boykot etmek suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ”un önüne getirilmişti. Tuğ, soruşturmasını bitirdiğinde, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, dava sırasında mahkemede görüş değiştirmişti ve Öcalan üç ay hapis cezası ile kurtulmuştu.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=3112
Apo-MİT bağlantısı!…
Mumcu, MİT’in o dönemde Sıkıyönetim Mahkemesi’ne göndermiş olabileceği, “Bizim mensubumuzdur.” biçimindeki bir belgenin peşindeydi. Baki Tuğ, Mumcu’nun ölümünden bir gün sonra konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı:
“Uğur Mumcu bana son dönemde Apo ve PKK ile ilgili geniş bir araştırma yaptığını, bu araştırmanın sonucunda elindeki bulguların Apo’nun MİT’le bağlantısı olduğunu söylemiş, bu konuda benimle de görüşme talebinde bulunmuş, bilgi, belge istemişti. Mumcu ile bir hafta önce görüştük, 10 gün sonrası için (27 Ocak 1993 günü) tekrar randevulaştık. Vakit yetmedi. Kendisi bir cinayete kurban gitti ve artık bu randevu gerçekleşmeyecek… Ben, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 1971’de yargılandığı sıkıyönetim mahkemesinin savcısı idim. Benden bazı belge ve bilgileri istedi. Ben de tetkik ettikten sonra bir şeyler verebileceğimi söyledim. Ben bunları araştırırken maalesef bu felaket oldu. Benden Apo’nun MİT ile irtibatını sormuştu. 12 Mart yargılamaları sırasında elimden böyle bir bilgi geçip geçmediğini sordu. Ben elimde böyle bir şey olmadığını, ancak araştırdıktan sonra kendisine net bir şey diyebileceğimi söyledim. Tam sonuca gitmiş olsaydı makalesini yazacaktı. Mumcu’ya verdiğim söz doğrultusunda araştırmamı sürdüreceğim. Elde edeceğim bulguları açıklamakta yarar görürsem açıklayacağım… Mumcu son altı ay içinde PKK konusunu enine boyuna araştırmıştı.” (26 Ocak 1993 tarihli Milliyet Gazetesi).
http://www.sensizliksokagi.org/index.php?showtopic=16439&mode=threaded
Devletin, PKK içindeki en kilit istihbaratçısı olarak bilinen ‘Ağrılı Pilot’ lakaplı Necati Kaya’nın yıllar önce öldüğü ve gömüldüğü, mezarının da Ankara’da bulunduğu iddia edildi! Derin devletin örgütü olarak iddia edilen PKK’nın, devletle örgüt arasındaki köprüsü konumunda olduğu yönünde yorumların yapıldığı ve PKK’nın ilk 3 önemli şahsından biri olarak bilinen, ismi bu gizemle anılan Pilot Necati’nin mezarının bulunduğu iddia edildi! Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a İmralı’daki mahkemesinde de sorulan Pilot Necati’nin mezarı bulundu. Pilotun mezarı Ankara’da ortaya çıktı.
Örgütün kuruluş döneminde içerdeki istihbaratçı olarak bilinen ve Öcalan’ın duruşmada “1982 yılında kullandığı zirai ilaçlama uçağının düştüğünü ve öldüğünü duydum” dediği Ağrılı Pilot Necati Kaya’nın gerçekten o tarihte öldüğü ve mezarının Ankara’da olduğu anlaşıldı. Terör örgütünün kurulduğu yıllarda ortaya çıkan ve Abdullah Öcalan’ın her konuşmasında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile bağlantılı olduğu iddiasını gündeme getirdiği Pilot Necati’nin sırrı çözüldü.
PKK içinde kuruluş aşamasında Apo ve Kesire Yıldırım’dan sonra en güçlü isim olarak 80′li yılların başında dile getirilen daha sonra sır olan Pilot Necati’nin sadece Ağrılı olduğu biliniyordu. Bir dönem güvenlik kuvvetlerince ölü olarak ele geçirilen THKP-C lideri Mahir Çayan’ın yakın arkadaşı olarak anılan Yüzbaşı İlyas Aydın’ın da; aslında Pilot Necati olduğu iddia edilmişti. Uğradığı bombalı saldırı öncesi gazeteci – yazar Uğur Mumcu’nun da bu konuyu araştırdığı iddia edilmişti. Mezarlıkta bulunan 6 Necati Kaya’dan biri olan Pilot Necati’nin 1956 doğumlu Ferzende oğlu olduğu ve 9 Eylül 1982 yılında öldüğü anlaşılıyor. Bir dönem devletin, terör örgütü içindeki en kilit ismi olduğu iddia edilen Ağrılı Pilot Necati Kaya’nın mezarının ise, oğlu İlker Kaya tarafından yaptırıldığı mezar taşında not olarak bulunuyor.”
http://www.turkish-media.com/forum/index.php?showtopic=79395&mode=threaded
MUMCU’NUN MERAK ETTİĞİ SORULAR
Mumcu, aysbergin görünen yüzünü keşfetmişti. Gazetecilik aşkı onu daha derinlere inmeye zorladı. Emniyet güçlerine ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e yakınlığı, onu yeni belge ve bilgilere ulaştırdı. Kafasında onlarca cevapsız soru dolaşıyordu:
Apo MiT elemanı mıydı?, Apo’yu 12 Mart’ta kimler korumuştu?, Apo’yu en çok etkileyen kişi olan karısıKesire Öcalan kimdi, Kesire’nin babası Ali Yıldırım’ın MiT’le olan yakın münasebeti Apo’ya ne kadar yansımıştı? Apo niçin Türk vatandaşlığından çıkarılmıyor ve interpol’e bildirilmiyordu?, PKK’ya silah hangi yollardan geliyordu?, Kaybolan TIR’ların esrarı neydi?,Uyuşturucu trafiğinin Asya-Avrupa bağlantısınısağlayan Güneydoğu ve Kuzey 1rak’ta sayıları giderek artan uyuşturucu imalathaneleri niçin bulunamıyordu?, PKK-Kürt mafyası işbirliği, PKK’nın, asker -sivil-bürokra t -siyasetçi bağlantısı neydi?, Sınır kapılarındaki PKK işbirlikçileri ve bunları koruyanlar kimlerdi?, Hizbullah nasıl bir örgüttü, arkasında kimler vardı?
Tecrübesini konuşturan Mumcu adım adım ilerliyordu. Karıştırdıkça yayılan çamurdan bir süre sonra kendisi de ürktü. Devletin bir kanadını ve gizli servisleri açıkça karşısına alıyordu. Gizli servisler ve devlet kademesindeki uzantılarıyla, onlarla işbirliği içinde uyuşturucu kaçakçıları, Mumcu’nun elindeki belgelerden ve ona bu belgelerin verilmesinden rahatsız olmuşlardı. Arkadaşlarına konuyu açtı ve tehditler almaya başladığını söyledi. “Bu konuların üzerine gitme” sözleri sık sık söylenir olmuştu. Korkuyordu. Birgün ziyaretine gittiği DYP Milletvekili Baki Tuğ’dan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kayınpeder ve kayınbiraderinin MIT ajanı olup olmadığına dair bilgi ve belge istedi. Aynı uyarıları ondan da aldı. Görüştüğü kimselere ve onların verdiği güvenceye tam olarak itimat etmese de herşeyi göze almıştı. Araştırılan konu gazetecilik aşkının yanısıra direkt Türkiye’nin menfaatlerini iİgilendiriyordu. Mumcu’nun Kuvay-ı Milliye damarı kabarmıştı. En yakın arkadaşlarına araştırmaya devam edeceğini söyledi.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=21225
-
ilginç bir haber
halklarimizin birbirine hangi yuvarlak masalarin etrafinda düsürüldügünü bilmek
Peki bu açıklamaların da bir manipulasyon olmadığına nasıl emin olacağız? Hedef saptırma ya da burada bahsedilenlerin tam tersine PKK’yı gerçekten destekleyenlerin bir de üstüne üstlük bunu gerçekten bu vatanın menfaati için çalışanların üzerine yıkmaya çalışması da hiç de sürpriz bir durum olmaz sanırım.
Türkiye cumhuriyeti çok büyük bir ülke bu ülkede asirlardır aynı inanç aynı bayrak altında yaşamaktayız.Bizim bu dost ve kardeşce yaşamamız bazı siyonis güçler istemiyor bu güzelim ülkede her zaman için kargaşa ve kaos çıkarmak istiyorlar.Ve malesef bazı kürt kardeşlerimizde bu oltaya düşmüş durumdadırlar ve bunu her kesime söyliyorum unutmayınki bu gemi batarsa hep birlikte batarız.Bu geminin kurtarılma zamanı gelmiş geciyor bile.Ben kürt kokenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım bu ülkeye canım da kanımda fada olsun.Hiç kimse merak etmesin bu ülkeyi hiç mam hiç kimsenin gucu yetmez.Sayın Bulent Orakoğlünü çok uzun zamandırtakip ediyorum taktir ettiğimbir insandır.Kitaplarınıda okuyorum.
teşekkürler güzel paylaşım